Eğitim

Korona günlerinde okullu olmak

Şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk.

Sevinçliyiz hepimiz, yaşasın okulumuz.

Ne yazık ki bu yıl okullu olamadık sınıfları dolduramadık.

Çocuğun ilkokulu, ilk sınıfı, ilk öğretmeni hatta ilk arkadaşları ve bunlarla kurduğu ilişkilerin eğitim yaşamını çeşitli derecelerde etkilediği biliniyor. Okul öncesi eğitim alınmış olsa bile çocuğun “okula başladığı”nı hissettiği ilk yıl, “ilkokul birinci sınıf”tır. Çocuklara ilkokulu ya da ilk öğretmeni sorulduğunda hepsi birinci sınıfa başladığı okulu ve öğretmenini söyler.

Ama bu yıl birinci sınıfa başlayacak çocuklarımızın en azından bir kısmının ne yazık ki hiç tanışmadıkları, hiç dokunmadıkları öğretmenleri, hiç oynamadıkları arkadaşları olacak. Okullu olacaklar ama okula gidemeyecekler. Okulun ne olduğunu, nasıl bir yer olduğunu tam olarak bilemeyecekler.

Keşke mümkün olsa da bütün korunma önlemleri alınabilse ve çocuklarımız en uygun koşullarda okullarına gidebilse… Okulun sağladığı olanaklardan yararlanabilse…

Okul bilgi dışında ne sağlar?

Okulda sadece bilgi mi öğrenilir? Hayır. Bütün sorun okuma yazma, Türkçe, matematik öğrenmek mi? Hayır.

Çünkü okulun tek işlevi bilgi aktarmak değil. Hele günümüz koşullarında hiç değil. Girin internete “yok yok”. Neyse gereksiniminiz bulun, öğrenin, öğretin. Ne ararsanız var. Üstelik Türkçe okuma yazma öğretilmesi ve öğrenilmesi çok kolay. Sadece okuma yazma değil tüm dersler, tüm sınıflar için erişilebilir kaynaklar var. O halde eksik olan ne? Okulun öbür işlevleri. Çünkü okul, özellikle ilk yıllar yaşamın provası ya da hazırlığı.

Okul toplumsallaşmanın başlangıcıdır

Okul çocuğun aile dünyasının dışına çıktığı kapıdır. Toplumsal ilişkiler, arkadaşlık, dostluk, birlikte oynama, birlikte çalışma, paylaşma, yardımlaşma, ekip olma, lider olma, birbirinin hakkına saygı, kendinin ya da başkasının hakkını koruma, kendini onun yerine koyma; karşındakinin duygularını anlama, gerektiğinde destek olma ya da tam tersine rekabet, kıskançlık, çatışma, saygısızlık, öfke, paylaşamama… Çocuğun tüm bunları deneyimleyebileceği, farklı insanlar, farklı davranışlar, farklı alışkanlıklar kısacası farklılıkları yaşayabileceği bütün bunlarla birlikte kendi olmayı öğrenebileceği bir yaşam laboratuvarı. Üstelik de bütün bunların okul olgunluğunun nöral altyapısının oluştuğu, beyin işlevlerinde önemli gelişmelerin yaşandığı 6-7 yaşlarında yaşanmasının da ayrı bir önemi var. Gelişim merdivenin bir basamağıdır okula başlamak. Bir merdivende hiçbir basamak eksik olamaz.

Okul kendini keşfetme fırsatı verir. Neleri yapabildiğini ya da yapamadığını… Becerilerini beceriksizliğini, sınırlarını varsa özel yeteneklerini görme ve belki de sergileme olanağı sağlar.

Düzenli, sistemli, organize olabilme, sorumluluk alma, bunları sürdürebilme ve uygun şekilde sonlandırabilme, takım ruhunu hissetme, bir ekibin parçası olabilmeyi öğrenme ve içselleştirme ortamı sunar.

Tartışma, eleştirel bakış açısı geliştirme, sorgulama, muhakeme etme, sorun çözme ve daha pek çok şeyi deneyimleyebilme şansı verir.

Üstelik okulda bütün bunları yetişkin gözetiminde yaşamak ve gerektiğinde destek ve rehberlik alarak çok da fazla kırılıp dökülmeden “ağaç yaşken eğilir” misali hafif hafif biçimlenerek kendini bulmak da mümkün olabilir.

Bunların yüz yüze, yan yana, omuz omuza olmadan, sosyal, duygusal alışverişler yaşanmadan, heyecanlar işin içine katılmadan, jest, mimik, beden dili algılanmadan oluşması düşünülebilir mi?

O nedenle haftada bir gün birkaç saat bile olsa okul olmalı, okul önemli, okul bilgi öğrenmekten çok daha fazlası.

Çevrimiçi olamayanlar da var

Çok geniş bir coğrafyaya yayılmış olan ülkemizde bazı çocuklarımız okullarına ulaşmakta zorluk yaşadıkları gibi çevrimiçi olmakta da zorluklar yaşıyorlar. Ekonomik koşullar nedeniyle ev olanaklarının yetersizliği, televizyon, bilgisayar, internet vb. teknolojik araçların sağlanamaması, yetişkinden gerekli bilgi desteği alamamak gibi zorluklar yaşayan çocuklarımız için okulun önemi daha da fazla.

İyi bir ders yılı olsun

Evet bütün çocuklar için her şeye rağmen iyi bir ders yılı olsun ama özellikle bu yıl okula başlayanlar için de ilk günün hakkını verelim. İlkokula başlamak çocuğun hayatında önemli bir adım, özel bir gün. Çocuk da bu güne giysileriyle, çantasıyla özel olarak hazırlanır. Genellikle aileler çocuklarına eşlik ederler. Birlikte gidip okulla, öğretmenle tanışılır. Okul dönüşü aileler merakla sorar, çocuklar heyecanla anlatır.

Okula gidemeyecek olanların ana babalarına da önerimiz var. “Nasıl olsa evdeyiz” demeyelim, işi ciddiye alalım. Hep birlikte okula gidiyormuşçasına giyinip kuşanalım, çocuğumuzla birlikte okul çantasını hazırlayalım, ona okula başlama heyecanını yaşatacak şekilde davranalım. Çevrimiçi olması ilk günü ve diğer günleri önemsizleştirmesin. Çevrimiçi de olsa “ilk gün” anılarda yer alabilsin.

İlk günü özelleştirmek için başka neler yapılabilir?

· Evde bir köşeye çocuğun okulunun adının yazılı olduğu bir afiş asabilir, şubesinin yazılı olduğu minik bir tabela hazırlayabilir, o köşeyi onun okulu, sınıfı haline getirebiliriz. Bu sadece bir sandalye bile olabilir önemli olan çocuğa, bu güne ve bu işe özel olması.

· Evden çıkıp yeniden gelerek okula gitme oyunu oynayabiliriz.

· “Okul köşesi”ne giderken çanta hazırlamasını, dönerken toplamasını ve böylece çanta kullanma alışkanlığı kazanmasını sağlayabiliriz.

· Ders boyunca tamamen okuldaymış gibi davranabilir, çocuğa eşlik ederken de okulun bir görevlisi gibi hareket edebiliriz.

· Ders bitince çocuğu okuldan dönüyor gibi karşılayabiliriz.

· Hiç bilmiyor gibi okul zamanında olan bitenleri konuşabilir, ödevlerini sorabiliriz.

Hatta bunları sadece ilk gün değil, mümkünse her gün ya da başka bir deyişle çevrimiçi eğitim alındığı tüm zamanlarda uygulayabiliriz. Bu uygulamalar başta da değimiz gibi hem anılarda yer alacak hoş duygular bırakacak, hem okul konusunu ve kendini daha özel hissetmesini sağlayacak, hem de eğlenceli gelecek. Öğrenmenin en iyi destekleyicisinin eğlenme olduğunu unutmayalım. Öte yandan bütün bunlar yüz yüze eğitim için bir anlamda hazırlık ya da prova olacaktır.

Korunma önlemlerini unutmadan en kısa zamanda yüz yüze eğitime dönebilmek dileğiyle…

(NÖ)

 

Yeşim Kesgül Sercan

Dr, Pedagog. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Pedagoji Bölümü’nü 1984’te bitirdi. Yüksek Lisansını aynı üniversitenin Çocuk Sağlığı Enstitüsü’nde Ana Çocuk Sağlığı Programı’nda  “Soyaçekim, anne tutumu, anne ruhsal belirtileri ve çocuk ruhsal belirtilerinin kekemeliğe etkisi” başlıklı teziyle tamamladı.

1983-1989 yılları arasında İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi’nde Psikiyatri ve Nöroloji Kliniklerinde  konuşma bozuklukları konusunda çalıştı. 1991’de çalışma arkadaşlarıyla birlikte Pencere Pedagojik Psikolojik Danışmanlık Merkezi’ni kurdu. 1992’den itibaren çocuk kitapları hazırlamaya başladı. Yayımlanmış 24 ürünü bulunuyor. Meslek hayatı boyunca çeşitli bilimsel dergilerde, günlük dergi ve gazetelerde yazıları, görüşleri yayımlanmış çok sayıda okul öncesi eğitim merkezi ve okullarda konusu ile ilgili seminer ve konferanslar verdi.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün
%d blogcu bunu beğendi: